AJAX progress indicator
  • a

  • adem-i merkeziyet
    Merkeziyetçiliğin tersi olarak mahalli idarelerin merkezi yönetim karşısındaki yetki ve özerkliğinin genişletilmesi; merkezin gücünün kırılması; yetkilerin merkez ile taşra arasında paylaştırılması; merkezileşmenin önlenmesine yönelik karar ve uygulamalar. bkz. yerel yönetim, yetki genişliği, yerel demokrasi.
  • l

  • lokal
    Dünya ölçeğinde bakıldığında bir ülkeye özgü, ulus ölçeğinde bakıldığında ülkenin belirli bir bölümüne özgü olan üretim, inanç, değer, davranış veya alışkanlık. bkz. küresel, bölgesel, ulusal.
  • m

  • mahalli idare
    Devletin temel işlevlerinin bir bölümünü, hem kaynakların daha verimli ve denetimli kullanılması, hem de halkın yönetime katılımının sağlanması amacıyla kurulan yerel birimlerle ve seçimle işbaşına getirilen yöneticilerin başkanlığında yerine getirilmesi.
  • y

  • yeni sömürgecilik
    1. Emperyalist güçler tarafından, askeri sömürgecilikten kurtulmuş, ekonomik bağımsızlıklarını kazanmaya çalışan ülkeler üzerinde, siyasal denetim ve ekonomik sömürüyü devam ettirmek amacıyla söz konusu ülkelere ikdisadi, siyasi, askeri, ideolojik ve kültürel baskı yapılması biçiminde ortaya çıkan sömürge düzeni. 2. Geleneksel sömürgeciliğin kârlı olmaktan çıkması üzerine sömürgeci devletlerin, sömürgelerine siyasal bağımsızlık verdikleri, ancak sömürge dönemindeki güçler dengesinin korunarak yeniden üretilmesini sağlamak için geliştirdikleri bağımlılık düzeni. bkz. sömürgecilik.
  • yeni sağ
    Gelişmiş kapitalist ülkelerin 1970’li yıllar boyunca içine düştüğü krizi aşmak için geliştirilen; ekonomide devletin yükümlülüklerini azaltmak ve kısa vadedeki sosyal maliyetinin çok üzerinde durmadan özelleştirme yoluyla devleti küçültüp kamu harcamalarını azaltmayı, bu yolla iktisadi liberalizmi tam olarak uygulamayı amaçlayan; R.Reagan yönetimindeki ABD ve M. Thatcher yönetimindeki İngiltere’de öne çıkmakla birlikte 1980’li yıllar boyunca Avrupa ve Japonya’da sağ iktidarların benimsemiş olduğu ideoloji. bkz. sağ, sol, yeni sol.
  • yeni sol
    1960 yılından itibaren İngilterede çıkan New Left Review dergisi çevresinde toplanan yazarların yanısıra bir çok Avrupalı sosyalist düşünürü de içine alan ve Marksist kuramın öngörülerinin gerçekleşmemesinin nedenleri, kuramsal yanılgı, çıkmaz ve tıkanıklıklarla ilgili olarak yapılan tartışmaların ışığında, felsefe ve sosyal bilimlerin yeni araç ve yöntemlerinin de kullanılmasıyla oluşturulan, Marksizmin temel ilke ve kavramlarına bağlı kalarak, dünyada son yüzyılda meydana gelen sosyo-ekonomik gelişmeleri de açıklama gücüne sahip yeni bir teori kurmayı amaçlayan akım. bkz. sol, sağ, yeni sağ.
  • yeni sosyal hareketler
    1960 sonrası dönemde, işçi hareketlerinden farklı amaçlarla bir araya gelen ve daha çok çevre, barış, kadın, çocuk, azınlıklar, insan hakları ve ayrımcılık gibi konulara odaklanan sosyal hareketler.
  • yeni uluslar arası işbölümü
    İletişim ve ulaştırma teknolojilerinde meydana gelen gelişmelere bağlı olarak şirketlerin uluslararasılaşması ve işbölümünün ülke merkezli olmaktan çıkıp, coğrafi bölge merkezli hale gelmesiyle ortaya çıkan yeni ekonomik durum. Buna göre, ucuz işgücü, vergi muafiyetleri ve çevreye duyarlılık konusundaki esnek mevzuatları nedeniyle birçok bölge, uluslararası faaliyette bulunan firmaların doğal üretim üssüne dönüşmekte, üretim sadece bir ülkede yoğunlaşmak yerine avantajlı bölgelere yayılmaktadır. Bu da üretimi ülke merkezli olmaktan uzaklaştırmakta ve daha önce dünya üzerinde görülmeyen yeni bir ekonomik düzen ortaya çıkarmaktadır.
  • yeni uluslararası ekonomik düzen
    1970’li yıllarda bazı azgelişmiş ülkelerin, mevcut uluslararası iktisadi sistemin kendileri aleyhine işlediği düşüncesinden hareketle, temel amacı varolan düzeni azgelişmiş ülkelerin de yararlanacakları, bu ülkelerin hızlı sanayileşmelerine imkân verecek yeni bir düzene dönüştürmek, bunun için de zengin kuzey ülkeleri ile yoksul güney ülkeleri arasında yeni bir işbirliğine, karşılıklı çıkar esasına dayanan eşit ve adil ilişkiler düzenine gerek olduğu teziyle Birleşmiş Milletler nezdinde yaptıkları girişimler sonucunda, 1974 yılında BM tarafından benimsenmiş olan deklarasyon ve eylem planı. bkz. kuzey-güney diyaloğu.
  • yeniden değerleme
    İktisadi kıymetlerin hızlı enflasyon karşısında kısa sürede değersiz hale gelmeleri yahut büyük oranda değer kaybetmelerini önlemek amacıyla, bilançoya dahil amortismana tabi iktisadi kıymetler ile bu kıymetler üzerinden daha önce ayrılmış amortismanların, her hesap dönemi sonu itibariyle, Maliye Bakanlığı’nca tesbit ve ilan edilen belirli, sabit bir katsayı yardımıyla değerlerinin yeniden belirlenmesi. Yeniden değerleme yapmak iktisadi devlet teşekkülleri için zorunlu, diğer işletmeler içinse isteğe bağlıdır.
  • yenilik teorisi
    Sürekli yeniliklerin ortaya çıkmasının kapitalist sürecin karşılaşacağı bunalımların aşılmasını ve toplumsal evrimin kesintiye uğramadan sürmesini mümkün kılacağını savunan kuram (J. Schumpeter). Buna göre üretimde kullanılan faktör miktarının yerine üretim biçiminin değiştirilmesi durumunda ürün miktar yahut kalitesinde veya kalite ve miktarı sabit tutup üretim faktörlerinin fiyatında bir düşüş olmaksızın maliyette bir azalış elde edildiğinde yapılan şey bir yeniliktir. Piyasaya daha önce bilinmeyen bir mal veya mevcut bir malın daha kaliteli üretilerek sürülmesi, yeni bir üretim tekniğinin geliştirilmesi, yeni bir hammaddenin bulunması, yeni pazar alanlarının bulunması veya sanayinin reorganizasyonu biçiminde ortaya çıkan bu yenilikler, kâr oranlarını sürekli yüksek tutacağı için toplumsal yapıyı dönüştürecek bir yenilikçi müteşebbis kesimin varolmasını sağlayacaktır. bkz. yaratıcı yıkım.
  • yer değiştirme
    Bir güdünün hedefini, yerine başka bir hedef koyarak gizleme. Kişinin belirli komplekslerinin etkisiyle ve içinde bulunduğu gergin durumdan kurtulabilmek için asıl sıkıntı kaynağı olan davranışını, daha kabulü mümkün bir diğeriyle değiştirmesi; sıkıntının transferi. Herhangi bir eğilimi, düşmanlığı veya güdüyü ulaşılamayan gerçek hedefin dışında, ulaşılabilen bir hedefe yönelterek gidermeyi mümkün kılan bir tür savunma mekanizması. Örn. Bilinçaltındaki günahkârlık duygusu ya da suçluluk hissinin, ellerin kirliliği fikriyle yer değiştirmesi sonucu bazı kişilerin sürekli ellerini yıkamaları; babasına kızan bir çocuğun babasına olan kızgınlığını kardeşinden çıkararak onu dövmesi.
  • yeraltı ekonomisi
    bkz. kayıtdışı ekonomi.
  • yerel
    Dünya ölçeğinde bakıldığında bir ülkeye özgü, ulus ölçeğinde bakıldığında ülkenin belirli bir bölümüne özgü olan üretim, inanç, değer, davranış veya alışkanlık. bkz. küresel, bölgesel, ulusal.
  • yerel demokrasi
    Demokratik ilkelerin sadece ulusal düzeydeki kararların alınmasında kullanılmasının yeterli görülmeyerek yerel nitelik taşıyan kararların alınmasında da kullanılması, böylece siyasal katılım, kamu denetimi, eşitlik gibi demokratik değerlerin yerel karar alma süreçlerine de hakim kılınmasını öngören demokrasi anlayışı. bkz. endüstriyel demokrasi, demokrasi.
  • yerel seçim
    bkz. seçim.
  • yerel yönetim
    Devletin temel işlevlerinin bir bölümünü, hem kaynakların daha verimli ve denetimli kullanılması, hem de halkın yönetime katılımının sağlanması amacıyla kurulan yerel birimlerle ve seçimle işbaşına getirilen yöneticilerin başkanlığında yerine getirilmesi.
  • yerinden yönetim
    Merkeziyetçiliğin tersi olarak mahalli idarelerin merkezi yönetim karşısındaki yetki ve özerkliğinin genişletilmesi; merkezin gücünün kırılması; yetkilerin merkez ile taşra arasında paylaştırılması; merkezileşmenin önlenmesine yönelik karar ve uygulamalar. bkz. yerel yönetim, yetki genişliği, yerel demokrasi.