AJAX progress indicator
  • a

  • acyo kuramı
    Faizin, bugün elde bulunan bir malın gelecekte elde edilecek benzer bir malla mübadelesinden doğacak farka eşit olduğunu savunan kuram. Avusturya’lı iktisatçı Böhm Bawerk’in faiz kuramı olarak da bilinen acyo kuramına göre, insanlar iktisadi, sosyal, psikolojik veya başka nedenlerle bugün elde edilebilecek olanı, gelecekte elde edilmesi muhtemel olana tercih ederler. İnsanların bu tercih farklarını ortadan kaldırmak için ödedikleri bedele de faiz denir.
  • açık kapı politikası
    1. Bir ülkenin başka ülkelere kendi pazarlarında serbestçe ticaret yapma hakkı vermesi. 2. Bir ülkenin dış ilişkileri bakımından tek bir ülkeye değil, birden çok ülkeye bağımlı hale getirilmesi. 3. 19. yüzyılın başlarında Güney Asya’da meydana gelen siyasal yeniden yapılanmada, ABD ve diğer Batı ülkelerinin Çin’deki çıkarlarını dengeli bir biçimde koruyabilmek doğrultusunda geliştirdikleri siyaset. Buna göre, eskiden olduğu gibi Çin, gelişmiş ülkelerden sadece birisinin sömürgesi olmayacak, bütün ülkeler Çin pazarlarından eşit şekilde yararlanabilecek, birbirleriyle rekabet edebileceklerdir. Açık kapı politikası kavramı siyaset literatürüne bu uygulamadan sonra girmiştir.
  • açık kredi
    Bankalar veya finans kurumları tarafından, ticari itibarlarına ve imzalarına güvenilerek, herhangi bir teminat alınmadan gerçek veya tüzel kişilere açılan kredi.
  • açık maliyet
    Bir üreticinin piyasadan satın alarak kullandığı faktörlere yaptığı ödemelerin toplamı. bkz. maliyet, örtük maliyet.
  • açık oturum
    Toplumun büyük çoğunluğunu ilgilendiren ve üzerinde fikirbirliğine varılmasında yarar umulan belirli bir konunun, birden fazla konuşmacı tarafından dinleyiciler önünde tartışıldığı toplantı. Açık oturumda bir çok konuşmacı tarafından tek bir konu tartışılabileceği gibi, birbiriyle ilişkili, bir bütünün parçaları niteliğindeki farklı konular da tartışılabilir.
  • açık piyasa işlemleri
    Sermaye piyasasının gelişmiş olduğu ekonomilerde kullanılan para politikası araçlarından olup, ekonomiyi canlandırmak veya piyasadaki enflasyonist eğilimi dizginlemek amacıyla, merkez bankasının piyasadaki para miktarını artırma veya azaltmaya, kısaca para arzını kontrol altında tutmaya yönelik olarak hazine bonosu, devlet tahvili, hisse senedi ya da döviz alım-satımı yapması gibi işlemlerdir. Birinci durumda, merkez bankası piyasadan menkul kıymet satın alarak karşılığında piyasaya para sürer; piyasanın nakit gereksiniminin karşılanmasıyla toplam talebin genişlemesi ve ekonominin canlanması beklenir. İkinci durumda ise, birincisinin tersine merkez bankası menkul değer satarak piyasadan para çeker; bu yolla satınalma gücünün düşmesi, toplam talebin daralması ve sonuçta enflasyonist eğilimin kırılması beklenir.
  • açık poliçe
    bkz. poliçe.
  • açık tanım
    Detaylı ve karmaşık tanımlamanın yerine, kolay anlaşılabilir ve içerdiği unsurların her birinin bilinen karşılıkları olan tanım.
  • açık tercih
    Bir toplumdaki bireylerin başkalarına açıkladıkları tercihler. Kişiler tercihlerini olduğu gibi açıklamaları halinde kınanma, baskı veya ceza göreceklerini hissettiklerinde veya tercihlerini olduğundan farklı biçimde ifade ettiklerinde ödüllendirileceklerini gördüklerinde gerçek tercihlerini açıklamayabilirler (T. Kuran). bkz. saklı tercih, açık kamuoyu, saklı kamuoyu, tercih çarpıtması.
  • açık toplum
    1. Toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel alanlarda tam serbestliğin söz konusu olduğu, devletin denetim gücünün ve ideolojik baskıların tamamen kaldırıldığı veya en aza indirildiği toplum. 2. Ülke sınırları içerisinde yaşayan herkesin aynı yasalara tabi olduğu, fikir akışının ve sosyal hareketliliğin yasal düzenlemelerle engellenmediği toplum.
  • açık uçlu soru
    Cevap alanı sınırlanmamış, aralarından bir veya birkaçını seçme zorunluluğu olan seçenekler sunmayan, cevaplayacak kişiye istediği cevabı verme imkânı tanıyan soru.
  • açıklama
    İçdüzen ve anlam bütünlüğü olan bir sistem içerisinde, bilindiği varsayılan ögeler kullanılarak, bilinmeyenlerin, söz konusu anlam bütünlüğündeki yerlerinin gösterilmesi yoluyla bilinebilir duruma getirilmesi. Bu çerçevede, bir işaretin, sembol veya kelimenin dil içindeki anlamının belirtilmesine semantik açıklama; bir olay veya olgunun meydana geldiği yahut içinde yeraldığı sistemin diğer birimleriyle olan ilişkilerinin gösterilmesine yapısal açıklama; yapı veya sistem içindeki ögelerin işlevlerinin belirtilmesine işlevsel açıklama; olay ya da olgular arasında belirli, somut sebep-sonuç ilişkileri kurulması yoluyla yapılan açıklamaya nedensel açıklama; bir olay ya da olgunun ortaya çıkışıyla ilişkisi olduğu sanılan, ancak bu ilişkinin niteliği veya katkı düzeyi ölçülemeyen değişkenlerin, söz konusu olay veya olguyla anlamsal olarak irtibatlandırılmasına anlamsal açıklama; bir bilinmeyenin mantık kurallarına bağlı kalınarak bilinir hale getirilmesine de mantıksal açıklama denir.
  • ad hoc
    “Amaca yönelik” anlamına gelen Latince terim.
  • adalet
    1. Şeylerin yerli yerine konması. Her şeyin olması gerektiği yerde bulunması. 2. Haklı ile haksızın ayırt edilmesi; haklıya hakkının verilmesi; kişilerin hak ettikleri şeye sahip olabilmeleri.
  • adam kayırmacılık
    Eğitim durumları ve yapacakları işin gerektirdiği niteliklere sahip olup olmadıklarına bakılmaksızın yöneticilerin eş, dost, akraba ve yakınlarının devlet işine alınmalarının yaygın olarak ve meşru görülerek yapıldığı yönetim. Tanıdık kişilere avantaj sağlama, öncelik tanıma, kamu imkânlarından yararlandırma politikası.
  • d

  • dayıcılık
    Eğitim durumları ve yapacakları işin gerektirdiği niteliklere sahip olup olmadıklarına bakılmaksızın yöneticilerin eş, dost, akraba ve yakınlarının devlet işine alınmalarının yaygın olarak ve meşru görülerek yapıldığı yönetim. Tanıdık kişilere avantaj sağlama, öncelik tanıma, kamu imkânlarından yararlandırma politikası.
  • n

  • nepotizm
    Eğitim durumları ve yapacakları işin gerektirdiği niteliklere sahip olup olmadıklarına bakılmaksızın yöneticilerin eş, dost, akraba ve yakınlarının devlet işine alınmalarının yaygın olarak ve meşru görülerek yapıldığı yönetim. Tanıdık kişilere avantaj sağlama, öncelik tanıma, kamu imkânlarından yararlandırma politikası.
  • p

  • panel
    Toplumun büyük çoğunluğunu ilgilendiren ve üzerinde fikirbirliğine varılmasında yarar umulan belirli bir konunun, birden fazla konuşmacı tarafından dinleyiciler önünde tartışıldığı toplantı. Açık oturumda bir çok konuşmacı tarafından tek bir konu tartışılabileceği gibi, birbiriyle ilişkili, bir bütünün parçaları niteliğindeki farklı konular da tartışılabilir.